Uyuyan Güzel Masalı

Uyuyan Güzel Masalı

Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde develer tellal iken, pireler berber iken, ben dedemin beşiğini tıngır mıngır sallarken, bir varmış; bir yokmuş.

Halkını çok seven, ülkesini dürüstlük ve saygı ile yöneten bir kral ile kraliçe yaşarmış.

Bu kral ve kraliçe çocukları olmasını uzun zamandır istiyormuş. Tam ümitlerini kaybedecekleri zaman Tanrı onların bu dileklerine karşılık vermiş. Bu müjdeli haber ülkenin dört bir yanına yayılmış. Herkes gelecek olan bu bebeği tüm iyi dilekleriyle bekliyormuş .

Dokuz ay sonra kral ve kraliçe kucaklarına dünyalar güzeli bir kız bebek almışlar. Bu bebeğin altın sarısı gibi saçları olduğu için ona altın anlamına gelen Aurora ismini koymuşlar. Bebek doğduktan bir hafta sonra kral ve kraliçe mutluluklarını paylaşmak için tüm ülke sakinlerini davet ettiği bir şenlik düzenlemek istemiş. Herkesin seve seve geldiği bu şenlikte sıra, perilerin Aurora’nın hayatı için dileyecekleri güzel dileklere gelmiş. Periler sırasıyla Aurora’yı kutsarken sıra son üç periye gelmiş.

Birinci peri beşiğin etrafında asasını sallayarak;

‘Ben bu masum bebeğe güzellik armağan ediyorum.’ demiş.

İkinci peri de aynı şekilde asasını sallayarak;

‘Ben bu masum bebeğe akıl armağan ediyorum.’ demiş.

Üçüncü periye sıra gelemeden etrafı zehir yeşili bir duman kaplamış ve bu dumanların arasından kara pelerinli bir peri çıkagelmiş. Kral ve kraliçe bebeğe bir zarar gelecek korkusuyla hemen ayağa kalkmışlar. Kötü peri, kral ve kraliçenin bu telaşını görünce sinsi bir şekilde gülümsemiş. 

‘Görüyorum ki bu şenliğe ben hariç yaşayan tüm canlıları çağırmışsınız.’ demiş kötü peri.

Kral bu periyi çağırmayı unuttuğu için kendini çok kötü hissetmiş ve hemen üzgün olduğunu belirtmiş. Kralın bu nezaketi karşısında, cadı peri;

‘Göstermiş olduğunuz nezakete karşı bende bu masum bebeğin mutluluk ve sevgi içinde büyümesini ama on altı yaşına geldiği gün eline iğne batıp ölmesini diliyorum.’ demiş ve kaybolmuş.

Tüm davetliler sessiz bir şekilde neler olduğunu anlamaya çalışırken daha dileğini dilememiş olan peri konuşmaya başlamış;

‘Ben onun kadar güçlü büyüye sahip değilim ama bu kehaneti yumuşatabilirim. Prenses on altı yaşına geldiğinde ölmeyecek sadece onu aşk öpücüğüyle uyandıran bir prens gelene kadar uyuyacak.’ demiş.

Kral ve kraliçe bu üç periye hep minnettar kalmışlar. Aurora’yı büyütürken hep bu üç peri ile birlikte büyütmüşler. Ve tabiki kral kehanette sözü geçen, ihtimal dahilinde olan tüm iğneleri ülkeden toplatmış ve sarayın derinliklerindeki bir odaya koymuş.

Aurora gün geçtikçe büyüyor ve güzelleşiyormuş. On altı yaşına geldiğinde içinden bir ses sarayı keşfetmesi gerektiğini söylemiş. Prenses tüm sarayı dolaşırken daha önce hiç görmediği bir kapı görmüş. Kapının kolunu aşağı indirip içeri girmiş. Oda ağzına kadar ışıl ışıl iğne doluymuş. Aurora hayatında ilk defa gördüğü bu cisme dokunmak istemiş. Elinin ucu iğneye dokunur dokunmaz kanamaya başlamış ve daha ne olduğunu anlayamadan prenses uykuya dalmış. Kral, kraliçe, muhafızlar ve üç peri, prensesi öyle görünce derin bir yasa girmişler. Hemen Aurora’yı ipek çarşaflarla yatağa yatırmışlar. Ülkede ki insanlar tarafından da sevilen prensesin acısını azaltmak için ülkenin halkı ve kralı, üç periye;

‘Aurora bu büyülü uykudan uyanana kadar bizide uykuya hapset’ demişler.

Onların bu isteğini yerine getiren perilerin ise üstüne mutsuzluk çökmüş.

Gel zaman git zaman ülkenin bu durumu bir efsane şeklinde dünyanın dört bir ucuna yayılmış. Maceracı yakışıklı bir prens bunun doğru olup olmadığını o kadar çok merak etmiş ki sonunda bir gün karar verip bu krallığı aramaya koyulmuş. Aylarca krallığı arayan prens, gerektiği zaman haydutlarla ve kötü insanlarla mücadele etmiş ama pes etmemiş. Sonra birgün sarmaşıklıklarla dolu bir yer görmüş. Acaba mı diye düşünen prens kuşanmış kılıcını ve sarmaşıkları kese kese ilerlemiş. Her yerde uyuyan insanlar gören prens çok şaşırmış ve efsanenin doğru olduğunu keşfettiği için çok mutlu olmuş.

Sonunda prensesin odasının önüne geldiğinde kapıyı aralamış ve Aurora’yı görmüş. Prensesi görür görmez etkilenen prens yolda geçirdiği tüm zorluklara değdiğini düşünmüş. Yatağa iyice yaklaşan prens, prensesin alnına bir öpücük kondurmuş. Öpücüğün etkisiyle gözlerini açan prenses ile birlikte tüm krallıkta büyülü uykudan uyanmış.

Birbirlerini çok seven prens ile prenses görkemli bir düğün ile evlenmişler ve yaşadıkları süre boyunca mutlu bir hayat sürmüşler.

İLGİLİ İÇERİKLER